23 Mayıs 2026 tarihinde, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suudi Arabistan ve Katar, ABD Başkanı Donald Trump’a İran ile müzakerelerin sürdürülmesi çağrısında bulundu. Bu hamle, daha önce Tahran’a karşı sert bir duruş sergileyen ve İran saldırılarından en fazla etkilenen BAE için önemli bir politika değişikliği anlamına geliyor. Körfez ülkeleri, olası yeni çatışmaların başlaması durumunda Tahran’ın karşılık vermesiyle birlikte bölge ekonomilerinin büyük bir kaosa sürüklenmesinden endişe ediyor.
Söz konusu üç ülkenin liderleri, Trump ile gerçekleştirdikleri telefon görüşmelerinde, askeri müdahalenin ABD’nin İran’a yönelik uzun vadeli hedeflerine ulaşmada etkili olmayacağını ifade etti. Trump, bu görüşmelerden sonra yaptığı açıklamada, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, BAE Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayid ve Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed ile görüştüğünü belirtti ve bu liderlerin kendisini İran’a karşı bir askeri saldırı düzenlemekten vazgeçirdiğini aktardı.
Körfez ülkeleri, ABD’nin nasıl bir diplomatik strateji izlemesi gerektiği konusunda farklı görüşler taşımalarına rağmen, Şubat ve Nisan ayları arasında yaşanan savaş ortamına geri dönmekten büyük bir kaygı duyuyorlar. O dönemde İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatarak enerji ihracatını engellemesi, tüm Körfez İşbirliği Konseyi üyeleri tarafından tepkiyle karşılanmıştı. Bu ülkeler, bu duruma karşı ortak bir mektup kaleme almıştı.
Tahran, ağır kayıplar yaşamasına ve pek çok önemli liderini kaybetmesine rağmen, BAE’deki bir nükleer santrale düzenlenen insansız hava aracı (İHA) saldırısıyla askeri gücünü hala koruduğunu kanıtladı. Bu durum, bölgedeki mevcut kırılganlığı artırırken, bazı Körfez liderleri yaptıkları çağrıların kalıcı olmayabileceğinden endişe taşıyor. Diplomatik çabalara rağmen, İsrail’in Trump’ı İran’a yönelik yeni bir askeri saldırı gerçekleştirmeye ikna edebileceği korkusu ise hala gündemde.